Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), “Büyüme ve Rekabetçiliğin Temelleri 2026” başlıklı raporunu yayımladı ve bu raporda Türkiye’ye özel bir bölüm ayırdı. Raporda, Türkiye’nin en gelişmiş ekonomilere daha hızlı yaklaşma potansiyeline sahip olduğuna vurgu yapıldı. Ayrıca, sabit yatırımların konut ağırlıklı olmasına rağmen, verimliliği artıran varlıkların son yıllarda daha fazla katkı sağladığı ifade edildi.
OECD’nin raporuna göre Türkiye’deki çalışma çağındaki nüfus artışı devam etse de, demografik avantajların zamanla azalması bekleniyor. Özellikle kadınların işgücüne katılım oranının düşük olması dikkat çekiyor. Raporda, yaşlanan toplumların reform gündeminin önemli bir parçası olarak, yaşlı işçilerin iş gücü arzındaki engellerin kaldırılması ve daha uzun çalışma sürelerinin teşvik edilmesi gerektiği vurgulandı.
OECD simülasyonları, hem erkekler hem de kadınlar için öngörülen yaşam beklentisindeki artışın yaklaşık üçte ikisi kadar etkin bir şekilde emeklilik yaşının yükseltilmesinin, 2060 yılı itibarıyla OECD ülkelerindeki kişi başına düşen reel GSYİH’yı yüzde 3 oranında artırabileceğini göstermektedir. Yasal emeklilik yaşlarının yaşam beklentisine bağlanması veya erken emekliliğin aşamalı olarak kaldırılması, Belçika, Almanya, Lüksemburg, Polonya ve Türkiye gibi ülkelerde öncelikli reform konuları arasında yer alıyor. Bu ülkeler, yaşlı çalışanların işgücü piyasasında kalmalarını sağlayacak engelleri ele almaktan fayda sağlayabilir.
Erken emekliliğin önemli nedenlerinden biri sağlık sorunlarıdır. Yaşlı çalışanların hastalık izni alma olasılığının daha yüksek olması, işverenlerin işyeri sağlığına yönelik yatırımlarını teşvik ederek sağlıklı yaşlanmayı desteklemeleri gerektiğini ortaya koyuyor. Bu tür yatırımlar, birçok ülkede etkin emeklilik yaşının artırılmasından elde edilen kazanımları aşabilecek önemli büyüme fırsatları sunabilir.
Sürekli eğitim ve öğretim, özellikle yaşlı yetişkinler arasında yeterlilikteki düşüşler göz önüne alındığında büyük önem taşımaktadır. Yaş ayrımcılığıyla mücadele etmek ve yöneticilere yaş çeşitliliği konusundaki avantajları öğretmek, yaşlı çalışanların iş yaşamındaki sürekliliğini artırabilir.
Türkiye’nin emeklilik sistemi, yaşlılık aylığı ve emeklilik yaşı açısından genel olarak cömerttir, ancak yüksek sosyal katkı payları ile finanse edilmesi, işgücüne katılımı olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, sıkı iş güvenliği mevzuatı nedeniyle iş yaratma da zorlaşmaktadır. Özellikle sabit süreli ve geçici iş sözleşmeleri için sınırlı istihdam olanakları mevcuttur.
OECD, Türkiye’ye şu önerilerde bulunmaktadır:
– Emeklilik yaşını yaşam beklentisine bağlayarak ve geç emeklilik için teşvikler sunarak çalışma süresini uzatın.
– Emeklilik sisteminin yeniden dengelenmesi çerçevesinde emeklilik katkı paylarını düşürerek vergi yükünü hafifletin.
– Daimi iş sözleşmelerini daha esnek hale getirin ve sabit süreli ile geçici sözleşmelerin kapsamını genişletin.
– Verimliliği artırırken erken çocukluk eğitimine yönelik kamu harcamalarını artırmaya devam edin.
– Ebeveyn izni süresini paylaşılabilir hale getirerek, ebeveynler arasında daha adil bir dağılımı teşvik edin.
– Düşük gelirli ailelere yönelik çocuklar için doğrudan nakit yardımlarını artırın.
Sonuç olarak, eğitim ve öğretimin kalitesinin artırılması ve uygunluğunun sağlanması, Türkiye’nin rekabet gücünü yükseltmek için kritik öneme sahiptir. Becerilerin geliştirilmesi ve yeteneklerin doğru bir şekilde tahsis edilmesi, düşük maliyetli iş gücüne dayanan sektörlerin ötesine geçmeyi gerektirmektedir.